“Ahh ahh nerede o eski bayramlar”

Hemen her bayram yaklaştığında sıklıkla dillere misafir olan bir cümle değil midir? Bütün insanlar için “eski” olan her zaman özlenendir. Seneler ilerledikçe geçmiş yaşam hep iyi hatırlanır, hasretle yad edilir. Elbette geçmiş ve bugün arasında belirgin farklılar bulunmaktadır. Özellikle de sosyal ilişkiler bağlamında farklılıkları daha net gözlemleyebiliriz. Şehirleşme ile birlikte insanların yaşam öncelikleri değişti. Tüm bu değişimler içerisinde bireyler bazı geleneklerini muhafaza edebilmeyi arzu etmeyi istiyor ve  bunun içinde toplu ziyaretlerin yapılabileceği zamanları kollamayı tercih ediyor.  Bu durumda aile, eş, dost ilişkilerine ayrılan vakitler de bayramlarla ya da özel günlerle sınırlı olmaya başladı.

Bayramlar insanı hem ruhen hem de sosyal olarak zenginleştiren süreçlerdir. Aile, akraba ve sosyal ilişkilerin devamı açısında çok büyük bir öneme sahipken şehirleşme ile birlikte belki de bu önemini kat ve kat arttırmaya başladı. Çocuklar akrabalarını sadece bayram zamalarında görüp tanıma fırsatı bulurken, yetişkinler için akrabalarla geçirilen vakitler sadece bayramlarla sınırlı olmaya başladı. Bayramlar bir araya gelme vesilesi oldu. Sosyal ilişki ihtiyaçlarının giderilmesi açısından da çok büyük bir öneme sahip olan bayramlar, aile bağlarını da güçlendirici bir etkiye sahip olduğu için bireyin “yalnız” olmadığının sosyal bir çevrede kendisini güvende hissedebileceğinin de bir göstergesi olarak görülebilir. Bayramlar sevgi, saygı, dayanışma ve birbirini anlamaya çalışmak gibi insani değerleri içerir. Sevdikleri insanlarle birlikte olmak insanı neşelendirir, yalnız olmadığını hissettirir. Bir nevi bayramlar psikolojik terapi süreçleridir.  Bayramı bayram yapan bir araya gelmektir, eğlenmek, neşelenmektir. Dünya meşkalelerinden uzaklaşıp birey olarak kendisine, sevdiklerine vakit ayırabilmektir.

Bayramlar, bahsettiğimiz gibi günümüz yaşamında çok büyük bir öneme sahipken, neşe ve huzur kaynağıyken bazı aileler için bu rolünü bir kenara bırakıp stresli zaman dilimleri haline dönüşebiliyor. Bayramlar yaklaştıkça eşler arasında sinirler de gerilmeye başlayabiliyor. Bayramların en önemli vazifelerinden biri olan sıla-i rahim, eşler arasında ki anlaşmazlıklar ya da ailelerin ortaya sürdüğü bazı sebepler yüzünden problem olarak çiftlerin karşılarına çıkabiliyor. Farklı şehirlerde ikamet eden aile büyüklerine sahip eşler bayram öncesinde o bayramın hangi ailenin yanında geçirileceğine dair anlaşmazlıklar yaşamaya başlıyorlar. Karşılıklı empatiden yoksun olunması, ya da ailelerin evlatlarına yönelik bazı bencilce beklentileri bayramları neşe kaynağı olmaktan çıkarabiliyor. Her aile büyüğü veya çiftlerden biri kendince haklı gerekçeler göstererek evlatlarının bayramı kendi yanlarında geçirmelerini arzu edebiliyor. Empati kurulmadığı takdirde bayramlar gözyaşlarıyla sonuçlanabiliyor.

Bayramlar eğer birer kutlama, bir araya gelme ve keyifli vakitler geçirmek için vesileyse, bu güzel günleri güzelce ve adilce geçirmek gerekir. Bazı ailelerde bu adalete dayalı denge çok düzgün bir şekilde kurulabiliyor. Bu dengeyi kurabilmiş ailelerin her bayramı stresle geçiren ailelerden farkı ne olabilir? Çiftlerin ve aile büyüklerinin birbirlerine duyduğu saygıda ki eksiklik olduğunu söyleyebiliriz. Her taraf için eşini, dostunu, sevdiklerini görmek, onlarla vakit geçirebilmek çok kıymetlidir. Ancak bu kıymetli zamanlara sahip olabilmek için, karşısındakinin de aynı istek ve arzuya sahip olduğunu unutmamaktır. En önemlisi de eşinin ve ailesinin de benzeri istek ve arzularına saygı duyabilmektir. Bu şekilde eşler arasında bayramlarla ilgili olarak bir empati sağlanmış olacaktır. “Bu bayram kime gideceğiz” tartışmasını bir kenara bırakıp adilce bir program yapılabilir. Orta yolu çiftler birlikte bularak, yapılacak ziyaretlerin programlarını birlikte çıkarabilirler. Aileler arasında da gidiş-gelişler için sıra tayin edilebilir. Her iki taraf aynı şekilde memnun edilemeyebilir. Ama bir şekilde adaletin korunduğunu görebilirler ve böylece büyüklerin beklentilerine de cevap verilmiş olur.

Bayramlarda artan paylaşımlar, birlikte geçirilen zaman dilimleri, hep birlikte yenilen yemekler, çocuklara verilen harçlıklar, aile fertlerinin birbirleriyle olan muhabbetleri, tebessümleri bireylerin dünyasında derin izler bırakır. Böylece bayramların topluma, aileye, çocuklara ve eşlere kazandıracağı en önemli sermaye sevginin paylaşımı olacaktır.

Merve Tunay Dünya

Klinik Psikolog

Bir Cevap Yazın