Carpe Diem

“Anı yaşamak” son zamanların en popüler kavramı olarak hayatımızın içinde yerini almayı başardı. İçinde bulunduğumuz, yaşadığımız zaman dilimini sorgusuz sualsiz doyasıya yaşamak olarak tanımlanan bu kavram bir çok kişi tarafından çok çabuk kabul gördü. Daha az stres, daha güzel görünüm, hedeflere daha kolay ulaşma gibi sloganik ifadelerle düşüncelerimizin içine adeta “Just do it” olarak zerk edildi. Ne kadar kavramsallaştırılırsa kavramlaştırılsın geçmişi sorgulamadan, gelecekle ilgili hayaller kurmadan, sadece anı yaşayarak hayatın yaşanamayacağı gerçeği gün gibi ortadadır. Hiç bir toplum ve toplumun yapı taşı olan aile ve aile bireyleri geçmişinden münezzeh değildir. Geçmiş, gelecekle ilgili yaşam tarzımızın habercisi, seçeceğimiz ilişki biçimlerimizin, hayat görüşümüzün belirleyicisidir.

Anı yaşama ile ilgili olarak hayatımıza hızla giren söylemlerin etkisi ve götürüsü çok fazla olmaktadır. Görülen o ki; yaşadığımız andan elde edeceğimiz hedonizmin büyüsüne kaptırmış durumdayız. Sonuna kadar haz için(de)  yaşama arzusu bedenlerimizin ve ruhlarımızın simulatif türden bir ihtiyacı olarak belirginleşti. Mesela Gazze sokaklarında yaşananlara bu kadar kayıtsız kalabilmek… Hedonizmi saldırganlık dürtüleri ile yok etme arzusu boyutuna kadar taşıyabilen insanların anı dibine kadar yaşamaktan başka birşey yaptıklarını düşünmüyorum. Nasıl olsa bu katliamda ölenler biz ve bizim çocuklarımız değil diyerek, anı yaşamaya devam etme gayreti içinde olanları hiç! hem de hiç! anlamak istemiyorum.

Bu yazımı Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Tüey ile yapılan bir söyleşiden alıntı yaparak tamamlamak istiyorum; “Anı yaşama çağımızda çok fazla yüceltildi ve ütopik bir kült haline dönüştü. Hiç sorgulanmıyor. Bu aslında şiddete kapı açıyor. Geçmiş geçmiştir, geleceği bilmiyoruz, o zaman anı yaşayalım; diyerek  hayatı sorgulamamak şiddete kapı açıyor. Oysa anımız geçmişten gelen yaşantılarla kurulmuştur ve geleceğe yönelik tasarıları içermektedir. Anı bağımsızlaştırdığınızda geçmiş ile hesaplaşmıyorsunuz, ileriye dönük tasarımlar yapmıyorsunuz, tamamen dürtüsel kalıyorsunuz. Dürtüsel, sorumsuz tarihsiz ve geleceksiz kaldığınızda, anlık ihtiyaçlarınız, arzularınız, güç gösterileriniz öne çıkıyor. Bu da şiddeti besliyor. ”İçinden Geleni Yap” gibi söylemlerle anı yaşamak öyle yüceltiliyor ki yaşamayanlar küçük görülüyor. Bu tutum hedonizme yönelik yaşamayı besliyor. Oysa haz alma hedefli yaşadığınız zaman, hedonizminizi engelleyecek en küçük bir engel karşısında vahşileşirsizniz. O zaman da en primitif saldırganlık dürtünüz en insancıllaştırılmamış haliyle ortaya çıkar. Bu yüzden de anı yaşamayı sorgulamalıyız…”

Ayşe Handan Özkan Selim

Klinik Psikolog

Bir Cevap Yazın