porno videolar
Çocuklarda Depresyon | Acıbadem Psikoloji

Çocuklarda Depresyon

Depresyon; duyguları, düşünceleri ve davranışları olumsuz yönde etkileyen yaygın ve ciddi bir rahatsızlıktır. Her geçen gün insanlar, yaşadıkları olaylara ve içinde bulundukları hayat koşullarına göre çeşitli duygular deneyimlerler. Herhangi bir konuda yaşanılan hayal kırıklığı veya sevilen bir insanın kaybedilmesi insanların üzgün hissetmesine neden olur. Ancak sağlıklı insanlarda bu durum dönemsel bir süreçtir. Diğer yandan depresif insanların hissettikleri bu olumsuz duygular daha yoğun ve ağır yaşanır. Bu insanlar pozitif duyguları, sağlıklı insanlara göre önemli oranda daha az yaşarlar.

Her yaş grubundan insan, depresyon yaşamak konusunda risk altındadır. Ancak sanılanın aksine depresyon, çocuklar ve hatta bebekler arasında bile yaygın olarak görülen bir rahatsızlıktır.

Amerika’da yapılmış epidemiyolojik çalışmaların bulgularına göre çocuklarda depresyon sıklığı okul öncesi dönemde %0.9, okul çağındaki çocuklarda %1.90, ergenlik dönemindeki çocuklarda %4.7 olarak bildirilmiştir. Ayrıca özel pediatri grupları ile yapılmış çalışma sonuçları da vardır. Örneğin; nöroloji bölümüne açıklanamayan baş ağrısı ile başvuran çocukların %40’ında depresyon saptanmıştır. Pediatri kliniklerinde yatan çocukların %7’sinde depresyon bildirilmiştir. Psikiyatri kliniklerinde izlenen çocukların %28’inde, yatarak tedavi gören çocukların %59’unda, yatarak tedavi gören ergenlerin ise %27’sinde depresyon tanısı konabilmektedir.

Çocuklarda depresyonun genetik, biyolojik ve psikososyal olmak üzere çeşitli nedenleri vardır. Yapılan araştırmalara göre ailelerinde depresyon geçmişi olan bireylerin, bu rahatsızlığı deneyimleme oranı, diğer insanlara göre 3 kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir.

Aynı zamanda yapılan ikiz çalışmalarına göre tek yumurta ikizlerinden biri depresyon yaşıyorsa diğer ikizin de yaşama olasılığının %50 olduğu keşfedilmiştir. Bu çalışmalara göre depresyon konusunda genetik faktörlerin önemli olduğu söylenebilir. Ancak aile geçmişinde depresyon olmayan insanların da depresyon yaşayabildiği yapılan araştırmalarda kanıtlanmıştır.

Depresyona sebep olan faktörlerden bir diğeri ise psiko-sosyal faktörlerdir. Eğer çocuk aile ortamında istismar ediliyorsa, ebeveynlerden ayrı kalmak zorunda kalıyorsa ya da küçük yaşta sevdiği birini kaybetmişse, bu durum depresyon riskini tetikleyebilmektedir. Bu tarz stresli durumlar kişiden kişiye değişebilir. Yaşanan stresli bir olay bir insanı etkilemezken, diğer bir insanın daha ciddi problemler yaşamasına sebep olabilir. Kişinin benlik saygısını zedeleyen stresli olaylar depresyon gelişimi konusunda en çok etkisi olan tetikleyicilerden biridir.

Yaşanan stres, biyolojik olarak insanların beyninde bazı bozulmalara sebep olabilmektedir. Yapılan araştırmalara göre insanların beyinlerinde bulunan biyojenik aminlerin oranları depresyonu olan insanlarda, olmayan insanlara göre daha farklı olduğu tespit edilmiştir. Özellikle serotonin ve nöropinefrin olarak adlandırılan hormonların depresyon yaşayanlarda önemli derece düşük çıktığı gözlenmiştir.

Çocuklarda depresyon belirtileri, kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Bunlardan bazıları; öfke patlamaları, sürekli devam eden üzüntü ve umutsuzluk durumu, sosyal olarak izole olmak, iştah ve uyku konusundaki problemler, yorgunluk ve enerji kaybı, konsantrasyon eksikliği, suçluluk hissi, fiziksel şikayetler (baş ağrısı..vb) ve intihar düşünceleridir.

Günümüzde çocuklardaki depresyon belirtileri, büyüme döneminde yaşanılan duygusal değişimler olarak değerlendirildiği için çoğunlukla farkedilmiyor ve tedavi edilmiyor. Bu durum çocuğun gelecekteki yetişkinlik dönemleri için bazı problemlere sebebiyet vermektedir. Çünkü gelişim dönemini sağlıklı tamamlayamayan çocuklar daha sonraki hayatlarında diğer insanlara göre hayatın birçok alanında çeşitli zorluklara maruz kalabiliyorlar.

Çocuklardaki depresyonun sağaltımında kullanılan en yaygın yöntem ilaç ve psikoterapidir. Bu psikoterapi süreçlerinde terapist, danışana olumsuz duygularla ve durumlarla başa çıkma stratejileri öğretir. Toplumda daha iyi bir hayat yaşayabilmesi için çocuğun iletişim becerileri güçlendirilir. Bunun yanı sıra terapi sürecinde ebeveynlerin ve öğretmenlerin de katılımı önemlidir. Çünkü evde ailenin tutumu, okulda da öğretmenin tutumu çocuğun müdahaleye nasıl cevap vereceği konusunda önemli bir belirleyicidir.

Çiğdem Doğru
Psikolog


Bir Cevap Yazın