İnsanlar ilk ve bir defaya mahsus yaşayacağı olaylarda genellikle normalden farklı tepkiler verirler. Mesela; çok heyecanlı veya agresif olabilirken aşırı duygusal veya çok sevinçli de olabilirler. Durumun fazlasıyla değişik ve az rastlanır olması insanların kendi tepkilerini kontrol etmelerini de etkiler. Bu duyguların normalden farklı yansımış olması herkesin dikkatini çekse de normal olarak karşılanır. Çünkü insan hayatında yaşanan bazı olayların bir defa olması yaşanan duygunun şiddetini de, şeklini de etkiler.  Mesela buna en güzel örnek; evlilik, ilk doğum anı, ve ilk ayrılıktır. Kişiye yaşattığı mutluluk, heyecan ve hüzün gibi duygular genel itibari ile sınırların zorlandığı durumlardır.

Yaşanan her ne kadar böyle de olsa, nedense son zamanlarda dikkatimi çeken bir durumdan söz etmek istiyorum. Bahar ve yaz günleri yeni evlenecek çiftlerin nikah tarihlerini belirlemeleri için ideal günlerdir. Eş ve dostla bu güzel günü paylaşmak, insanın içine sığmayan bir takım duygular yaşamak, bu coşkuyu belli eden yüz ifadelerini yansıtmak demektir düğün. Her kültür ve her yöre bu coşkun duyguları farklı şekillerde yaşar. Mutluluk, hüzün aynı anda da yaşanabilir bazı yörelerde. Bunun gelin ve damat adayına yansıma şeklide bambaşkadır. Genel hatlarıyla herkeste bayram coşkusunu yaşatan geleneksel bir olaydır düğünler. Son zamanlarda evlenen çiftlerin, bu coşku dolu duyguları yaşayamadıkları düşüncesindeyim.

Nedense henüz yeni evlenen çiftlerin yüzünde ne bir duygu yoğunluğu ne de bir hassasiyet gözlemleyebiliyorsunuz. Sanki evlendikleri günü defalarca prova etmişlerdi; sahne heyecanlarını bir yerlerde bırakıp gelen assolistler gibi davranmaktan kendilerini alıkoyamıyorlar. İnsani duyguları yaşamak gereksizmiş gibi, evlilik de hayatın içinden sıradan bir durummuş gibi bir görüntü sergiliyorlar. Birkaç gencin yanına gidip “henüz evlendin, ne hissediyorsun?” gibi bir soru yönelttiğimde, aldığım cevaplar da bir hayli şaşırtıcı oldu benim için. “Evlilik sıradan bir olay, günü geldi evlendik, yani hayat böyle bir şey, önümüze bakmak lazım.” “Hayatınızda ilk kez yaşadığınız bu durum karşısında heyecanlı mısınız?” diye sorduğumda, genel olarak aldığım yanıt, “Gerek yok, neden heyecanlanalım ki… Evlenilmesi gerekiyordu evlendik.”

Bu ve benzeri durumlar doğal gelmiyor. Zamanın ruhunu veya zamanın ruhsuzlaştığını görmek  çok tedirgin edici geliyor bana. İnsanların doğallığına ket vurulmuş gibi sanki.  Heyecanlanacakları veya yas tutacakları zamanlarda nerede nasıl davranması gerektiğini bilemeyen doğal olarak “hissetmeyi” de bilemiyor.  Sanki insanlığa ait duygular parmaklıkları görünmeyen bir hapishaneye hapsolmuş gibi.

Elinde yapılacaklar listesinde, “sırada evlenmek var, sonra ne var, al sepete koy bulunsun kenarda” düşüncesiyle hareket eden gençlerin genel olarak hayatlarında mutlu olmadıkları da görülüyor. Kendinden, etrafından, olup bitenden, hayattan, yaptıklarından, başarılarından, hislerinden, duygularından bihaber yaşayan bir anlayış ortaya çıkıyor.

Bütün bu hisler insanın elinden alınınca, geriye neyi kalır ki demekten kendimi alıkoyamıyorum.

Bir Cevap Yazın

pendik escort