Peri Masalına Çeyrek Kala

Hayatınızın en mutlu günü yaklaşıyor sonunda… Yıllardır hayallerini kurduğunuz, çocukken evciliklerinize konu olan prenses ile prensin masalı gerçek oluyor.  Hayatınızın en anlamlı “evet” ini kalbinizin sahibi olan erkeğe söylediniz. Ve ev hazırlıkları, gelinlik seçimi, kutlamalar, alınacaklar, balayı tarihi ve yerinin belirlenmesi derken, işte macera başlıyor….

Bir genç kızın çok küçük yaşlarda başlayan hayalidir, evlilik. Gelin olmayı, yakışıklı prensiyle beraber büyük bir kalabalığın önünde kuğu gibi süzüleceği günü hangi genç kız hayal etmemiştir? Hayaller söz-nişan süreçlerinin ardından yavaş yavaş gerçeğe dökülmek istenir. Bütün çiftler düğün günlerinin  özel olmasını arzu ederler ve tüm hazırlıkları da bu çerçevede şekillendirmeye çalışırlar. Ama bazen düğün hazırlıkları döneminde işin rengi de değişmeye başlayabilir. Çünkü evlilik, en temel de birbirinden farklı iki cinsiyetin, farklı ailelerde yetişmiş, farklı kültür ve sosyal çevreden gelen, yer yer farklı eğitim ve ekonomik seviyeye sahip birbirinden apayrı iki insanın birlikteliğidir. Ayrıca evlilik sadece birbirinden farklı iki insanın birlikteliği değil aynı zaman da iki ailenin de birlikteliğidir. Evlenecek olan iki insan, iki aile birbirinden bu kadar farklı iken, evliliğe hazırlık aşamaları kültürel ve sosyal olarak farklılık gösterirken bütün bu farklılıklara karşın evliliğe giden yolda yaşanan stres ve sorunlar birbirine oldukça benzerdir.

Evliliğe giden yol bizim kültürümüzde söz-nişan olayı ile birlikte başlar. Söz ve nişan dönemleri birlikte bir hayatı devam ettirecek olan çiftler için evliliğe  hazırlık dönemidir. Hazırlık döneminde amaç, çiftlerin birbirlerini daha iyi tanıyarak bir “takım” olma yolunda el ele vermeleridir. Bireyler sosyal, psikolojik, ekonomik, demografik alanlarda olmak üzere pek çok alan da değişimle yüzyüze kalırlar. Ev kurma telaşı, yeni düzen, sorumluluklar, yeni gelenek ve görenekler kısacası yaşamın artık bekarlık sürecinde ki gibi olmayacağının farkına varılır.   Burada en önemli nokta çiftlerin bu değişime adapte olabilmeleridir. Değişim süreçleri zorlukları içinde barındırır ama her zorluğun stresli bir sürece neden olacağından bahsedilemez. Evliliğe hazırlık sürecinde yaşanan güçlüklerin, çiftler tarafından nasıl algılanıldığı, çiftleri nasıl etkilediği ve en önemlisi de birlikte bu zorluklarla nasıl baş edebildikleri son derece önemlidir.  Evlilik, “ben” leri koruyarak  “biz” olabilmeyi başarmaktır. Evliliğe hazırlık sürecinde de işte böyle zorluklar karşısında çiftler “biz” olabilme adına adımlar atarak, bu alanda hünerlerini sergileme fırsatı bulabilirler. Mutlu evliliklerin sırrı bir nevi nişanlılık süreciylede alakalıdır.

Peki evlilik sürecinde çiftler ne gibi zorluklarla karşı karşıya kalıyor ve bunlarla baş etmenin yolları neler? Nasıl o ilk  heyecanlar sonuna kadar canlı kalabilir? Çiftler ne yapmalılar ki düğün hazırlıkları strese dönüşmesin ve çiftlerin hayat boyu unutamayacakları mutlu anılar olarak hafızalarında yer alsın? En sık karşılaştığımız problemlerin başında “alışveriş” geliyor. Çiftler ve aileler bu sürecin bir evliliğe hazırlık süreci olduğunu unutup, eve hazırlık süreciymiş gibi davranıyorlar. Birbirlerini tanımak yerine alınacak ev eşyalarına, takılara ağırlık verip birbirlerini bu ölçüde değerlendirmeye çalışıyorlar. Zaman zaman ise ailelerinin “örf ve adet” dayatmaları ile karşı karşıya kalıyorlar. Ve evlenecek olan çift bir taraftan seçimini yapmaya çalışırken bir diğer taraftan da her kafadan çıkan sesleri susturmak, kendi sesini duyulur kılmaya çalışmakla uğraşır hale gelebiliyor. Burada başarıya giden yol gelin ve damat olarak çiftlerin “biz” olabilmeyi başarabilmesiyle mümkündür. Gençler fikirlerine önem verdikleri bireylerin söylediklerini dinledikten sonra, birlikte bunları değerlendirip, kendileri de ne istediklerine karar verebilirlerse ve taraflara bu aşamadan sonra net bir şekilde sınırlarını koyabilirlerse hem uzlaşma sağlanabilir hem de düğün hazırlıkları daha az gerginlikle yürüyebilir. Tabii ki de bu kolay gerçekleşebilecek bir süreç değildir. “Biz” olabilmek zaman, emek, sabır  ve uzlaşma ister. Düğün hazırlıkları döneminde öğrenilmeye başlayan “biz” olabilme becerisi evliliğin ilerleyen aylarında ve yıllarında çiftlerin son derece işine yarayacaktır.

Evlilik ile ilgili yapılan araştırmalar çiftler arasında uyumun en düşük olduğu dönemi evlilik hazırlıkları sürecini kapsayan nişanlılık dönemi olduğunu gösteriyor. Çünkü bu süreçte çiftler ve kimi zaman aileler de devreye girerek birbirlerine hoşgörülü olmakta güçlük çekiyorlar. Güç yarışına girmek, mükemmeliyetçi düşünce biçimi gibi bazı yapılan hatalar zaten değişimi içinde barındırması sebebiyle zorlu olması beklenen bu süreçte sinirlerin daha da fazla gerilmesine sebep olabiliyor. Burada altın anahtar “biz olabilmek”. Çünkü o ana kadar bireysel hayatı olan iki kişi, artık birlikte bir yola baş koyuyor. Bu nedenle değişime de uyum göstermeleri gerekiyor. İki ayrı insanın aynı evi paylaşması, ortak bir beğeni ve istekleri oluşturması zaman alacaktır. Bu zamanı stresli ve yorucu geçirmek yerine, birbirini anlayarak paylaşarak geçirmeyi ilke edinmek çok daha keyif verecektir. Yaşanan zorluklar her ne olursa olsun, kimin daha suçlu olduğuna karar vermekten vazgeçip, güç savaşını bir kenara bırakarak iki tarafın da geri adım atması ve beklentilerini açık bir biçimde dile getirmesi gerekir. Konuşmak, dinleyebilmek ve karşı tarafı anlamaya çalışmak biriken düğümler ve sorunlar karşısında alınabilecek en akıllıca önlem olacaktır.

Merve Tunay Dünya

Klinik Psikolog

Bir Cevap Yazın