Yeniden bir ramazan ayının yaklaşmasının tatlı telaşı ruhlarımızı sarmaya başladı ve farklı bir heyecanla içimiz ısınıyor. Ramazan ayı yani oruç ayı yaklaşıyor. Bizde Abdi Paşa’nın dizeleriyle ramazan ayına “merhaba” diyelim.

“Ey mâh-ı mübârek mâh-ı garrâ-yı dırahşân merhabâ
V’ey ziyâ bahş-ı kulûb-ı ehl-i imân merhabâ”

Ramazan ibadet ayı olmasının yanısıra pek çok maddi ve manevi faydayı da içerisinde barındırır. Ramazan; merhamet ayıdır, rahmet ayıdır, sevgi, huzur ve hoşgörü ayıdır. Sıklıkla ramazan ayının insan bedenine olan faydalarını duyarız. Ancak aksine insan ruhuna olan faydaları da yadsınamayacak ölçüde fazladır. Ramazan ayında tutulan oruç, tıbbi olarak ispatlanan biyolojik faydalarının yanında ruh sağlığı açısından da olağanüstü bir rahmete sahiptir. Ruh ve beden arasında kurduğu muhteşem zincirle huzur ve mutluluk birarada yaşanır. Türk Edebiyatının kıymetli şairi Sezai Karakoç ‘Samanyolu’nda Ziyafet’ adlı eserinde oruçtan ne de güzel bahsetmiştir.

“İşte oruç, külü deşer, betonları kırar, eskiyen dünyayı tazeler, alışkanlıkları elâstikîleştirir, donmalarını önler, içgüdüleri pırıl pırıl yapar, insanı melankoliye düşmekten, yani eşyayla ilgiyi kesmekten korur, kâinatı yeniden yaşanmağa değer bir yer haline getirir, insanı yeni doğmuşçasına yaşamaya hevesli, iştahlı bir yeni insan yapar”

İnsan psikolojisinin en ilkel ihtiyaçları yemek ve içmek ile ilintilidir. Bir bebek dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren beslenme ihtiyacı içerisine girer. Tüm tatmini oral ihtiyaçlar çerçevesinde giderir. Tüm yaşamsal hazlarını, bedeninin fiziksel olarak tatmin edilmesiyle alır. Bebeğin işte tüm bu yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayan annesinden beklentisi “temel güven” çerçevesinde ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bu yüzden hemen hemen her insan kendisini güvensiz ve stresli hissettiği zamanlar yaşamının en erken dönemleri olan bebeklikteki oral tatmin aracılığıyla sağladığı “güveni” tekrar hissetmeyi arzular. Bu arzu sayesinde ya daha çok yemek yemeye yönelir ya da tam tersine. Yani yemek yemek insan hayatının tam merkezinde yer alan temel bir ihtiyaçtır. Ramazan ayında tutulan oruçlarla birlikte insan, en temel ihtiyacını ertelemeyi ve kontrol altında tutmayı öğrenir. Bu denli temel bir ihtiyaç karşısında sadece manevi amaçlar uğruna kendisini mahrum bırakabilir. Başka hiçbir zaman sağlayamadığı “açlık” kontrolünü sadece oruç tutarak sağlayabilir. Otokontrol mekanizmasıyla ramazan ayında tuttuğu oruç ile fiziksel gereksinimlerine hükmetmiş olur. İnsan kendisine dönüp düşünebilirse görecektir; eğer isterse kendisine bahşedilen ruh, bedeni istenilen durumlarda kontrol altında tutabilmektedir. İnsan “açlık” gibi bir ihtiyaç karşısında sabırla durabiliyor ve bu ihtiyacı kontrol edebiliyorsa bedenin başka ihtiyaçları ve pek çok istenmeyen davranışıyla da başa çıkabilir. Örneğin, alkol kullanan bir birey alkolün dinen yasak ve sağlığına zararlı olduğunu bilmesine rağmen ve belki istemeye istemeye de olsa alkol tüketmekten kendisini alıkoyamaz. Ama söz konusu ramazan ayı olduğu zaman, bedeninin bu ihtiyacı karşısında iradeli davranarak alkol tüketimini bu sürede durdurabilir. Bu da kendisinin yaptığı bir başarının göstergesidir ve bu başarıyı bir kez gerçekleştirmiş bir birey her zaman gerçekleştirebilir.

Ramazan ayında aile içi ilişkiler ve sosyal ilişkilerde de bereket kendisini hissettirir. Aile içi ilişkiler daha düzenli hale gelebilir. İş yoğunluğu veya çeşitli sebeplerle akşam yemeklerinde bulunamayan babalar ramazan ayında iftar sofrasına tüm aile bireyleriyle birlikte oturur. Bu da aile bireyleri ve özellikle çocuklar tarafından ailenin bütünleştiğinin fark edilmesine olanak sunar. İftar sofralarının ardından çay sohbetleri başlar. Tüm aile bireyleri belki de bir sene içerisinde yapmadığı sohbeti gerçekleştirmiş olur. Birlikte davetlere gidilir, paylaşımlar artar. Çocukluktaki ramazanlar belki de bu sebepten ötürü hiçbir nesil tarafından unutulmaz.

Eş, dost, akraba ziyaretleri ve evlerde verilen davetlerle birlikte ramazan ayında insanlar farklı bir neşeye bürünür. Bütün bir yıl boyunca karşılaşamayan dostlar birlikte aynı sofrayı, aynı safları paylaşırlar. Birlikte sofralar kurulur, teravih namazlarına gidilir, hatimler okunur. Dostluk, birlik ve beraberlik pekiştirilir. Böylece yalnızlık hissine karşı bireyler aslında hiç de yalnız olmadıklarını görebilirler ve bu da özgüven duygusunun artmasını destekler.

“Hayırlı Ramazanlar…”

Merve Tunay Dünya

Klinik Psikolog

Bir Cevap Yazın